ADANA ‘NIN GÖÇ HİKAYESİ

Sekiz bin yıldan fazla süredir yaşayan ve yaşatan Adana; uygarlıkların beşiği Anadolu’da tam da geçiş noktasında olmasından ötürü bir geçit görevi görmeye devam ediyor. Binlerce yıllık tarihinde doğudan batıya, batıdan doğuya, güneyden kuzeye geçişte en önemli durak ve konaklama noktası durumundaki Adana; her gelene ve herkese aynı cömertlikle sundu konukseverliğini…

Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımında (1927) Adana’nın il toplam nüfusu 300.000 iken, 1935 yılındaki 2.sayımda bu rakam 362.000’e çıkmıştır. % 21’lik bu büyümede en büyük pay, göç eden Balkan Türklerinin Adana’ya yerleştirilmesindedir.

1950’li yıllar Türkiye’nin ve Adana’nın tarım ve tarıma dayalı sanayide hızlı gelişme dönemidir. Pamuk ekiminin artması ve ona dayalı tekstil sanayinin gelişmesi sonucu Adana özellikle yakın illerden olmak üzere, göç almaya başlamıştır. 1950 yılında 509.000 olan nüfus 1955 yılında %23’lük bir artışla 629.000’e 1960 yılında da %20’lik bir hızla artarak 761.000’e ulaşmıştır. 10 yıl içinde Adana’nın il ölçeğinde nüfusu neredeyse % 50 artmıştır.

1935’ten 1990’lı yılların başına kadar nüfus artışı baş döndürücü bir hızla devam eden Adana’nın il nüfusu 1975’te 1.240.475’ e 1980’de 1.485.743’e ve 1985 sayımında ise 1.725.940’a ulaşmıştır. Sanayi bölgesi olması sebebiyle yoğun göç almış olup; 1980’li yıllarda Adana’da nüfus yoğunluğu %86’ya ulaşmış, Türkiye genelinde ise %58 olarak kalmıştır. 1980’de Adana’nın nüfus artış hızı % 3,5 iken, Türkiye’nin nüfus artış hızı % 2,3’tür. 1935’ten 1990’lı yılların başına kadar Adana’da nüfus artışı genel nüfus artışının üstündedir.

İl ölçeğinde artan bu nüfusun büyük bölümünün istihdam olanakları nedeniyle hep kent merkezlerinde ve özellikle il merkezinde yerleştiği görülmektedir. 1927 yılında 107.927 olan Adana kentinin nüfusu 1950 yılında 117.642, 1960’da 231.548, 1970’te 347.454, 1980’de 567.214 ve 1990 yılında 916.150 olmuştur. Köyden kente göçün başladığı 1960’lı ve hızlandığı 1980’li yıllardan sonra ilin artan nüfusunun zaman içinde daha büyük bölümünün merkez yerleşme olan Adana kentinde yoğunlaştığı bilinmektedir.

1995 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da GAP ve benzeri projelerin hayata geçmesiyle birlikte göç yavaşlayarak hız kaybetmiştir. 2010 yılı verilerine göre; kent merkezi nüfusu 1.623.545 iken toplam il nüfusu 2.085.825 olmuştur. Bu son verilere göre; kent nüfusumuz % 77 iken kırsaldaki nüfusumuz % 23’e gerilemiştir. Yani her geçen gün kentleşen nüfus artmaktadır. Buradaki en ilginç veri ise; Adana doğumlu nüfus % 71 iken başka ilde doğup Adana’da yaşayanların oranı ise %29’dur. Biraz daha irdelediğimizde ise, bir kuşak daha geriye gittiğimizde yani ana-babası Adana doğumlu olmayanlar da göz önüne alındığında; Adana’da yaşayan toplam nüfusun %50’si Adana doğumlu çıkmaktadır.

Adana, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin suladığı verimli ovanın ortasında yer alması ve bu akarsuların üzerindeki köprüler nedeniyle geçmişten beri önemli bir yerleşim yeri ve diğer yörelerden göçleri kendine çeken bir merkez olmuştur. Yerleşim 19. Yüzyılda Çukurova’ya pamuk ekimi ve traktörün girmesiyle verim artışı ve bu tarımsal gelişmeden tetiklenen sanayi gelişmesi bölgede işgücü ihtiyacını artırmış ve diğer bölgelerden göçlerin boyutu artmıştır. Bu süreçte bölgedeki mevcut yerleşimlerde nüfus artışları olurken Ceyhan gibi sıfırdan başlayıp tümüyle göçmen ve muhacirler tarafından kurulmuş merkezler de vardır.

Bugünkü Ceyhan’da ilk yerleşim 1865 yılında Nogayca “kopmuş, yurdundan ayrılmış” anlamına gelen “Kopçak” adı verilen Nogaylar’la başlamıştır. Daha sonra 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından (93 Harbi) sonra Kırımlar, Tatarlar, Çerkezler, Papaklar ve Rumeli Göçmenleri Osmanlı Devleti tarafından Ceyhan Ovasına yerleştirilmiştir. Yerleşenlerin daha çok hayvancılıkla uğraşması, hayvanlarını suladıkları dik bir yerden ırmak kıyısına inilmesinden dolayı, bugünkü Ceyhan’a  anlamına uygun olarak “Yarsuvat” adı verilmiş, daha sonra Sultan 2. Abdülhamit’in tahta çıkmasından sonra kazamerkezi yapılarak 1896 tarihinde “Hamidiye” ismini almıştır (Kaynak: Ceyhan Kaymakamlığı web sayfası).

Göç İçin Dört Farklı Dönem

  1. A) 1927-1935: Balkan Türklerinin Adana’ya yerleştirilmesi süreci tipik bir Anadolu kasabası görünümündeki Adana’nın kentleşmesine katkıda bulunmuştur. Okuma yazma oranı yüksek olan bu grubun kentin sosyal alanındaki yeri yadsınamaz derecede önemlidir. Kamu kurumlarında yoğunlaşan Balkan göçmenleri, bilgi ve becerilerini her alanda göstererek Adana’nın o dönemdeki yerli halkıyla kısa sürede kaynaşmış ve kentin sosyal yaşamında önemli yer elde etmişlerdir.
  2. B) 1950- 1970 : Amerikan Marshall yardımıyla başlayan tarımda makineleşme hamlesi, büyük arazilere sahip kompradorların binlerce dekarlık pamuk tarlalarının yanı sıra tekstile dayalı sanayinin gelişmesine ciddi olanak sağlamıştır. Başkaca illerden (Güneydoğu-Doğu) gelen kitlelerin bir kısmı pamuk tarlalarında çalışırken bir kısmı da pamukların işlendiği fabrikalarda çalışmaya başlamıştır (Milli Mensucat, Güney Sanayi, Bossa, Paktaş vs). On binlerce işçinin çalıştığı çırçır ve tekstil fabrikalarında kendiliğinden bir işçi sınıfı oluşmuştur. Ekonomik anlamda kırsaldakinden daha ciddi bir refah düzeyine ulaşan bu kesim, kent kültürüyle barışık yaşadığı gibi; kentin sosyo-kültürel yaşamında önemli rol üstlenmişlerdir.

Türkiye’de 1955 yılından itibaren hız kazanan tarımda makinalaşma kırsaldan kentlere göçü hızlandırmış ve daha önce Adana ve Çukurova’da mevsimlik çalışmaya gelenler kentlere göç ederek yerleşmiştir. Bu süreçte Adana’nın çeperlerinde mevcut kentsel yerleşime ek olarak ve verimli tarım arazileri üzerinde kırsal kökenli ve düşük gelirli gruplar imarsız ve yoğun konut alanları oluşturmuştur. Kentte yerleşim talebinin yoğunluğu Adana il merkezi dışında da etkisini göstermiş ve daha önce köy olan İmamoğlu’nda 1965 ‘den sonra kırsaldan gelen göçle yerleşim başlamış ve ilçe merkezi haline gelmiştir.

Adana’nın adını duyuran sanat ve edebiyat adamları bu dönemde ortaya çıkmış ve bu dönemdeki yapıdan beslenmiştir: Etem Çalışkan, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Yılmaz Güney, Yılmaz Duru, Demirtaş Ceyhun, Ali Özgentürk… Sanat-edebiyat dergileri, Tiyatro grupları bu dönemde ciddi bir atılım yapıyor. Göç yoluyla gelen kitleler de bu kültürel hareketlerden payına düşeni alıyor. Ekonomik ve sosyal yapı katmanlar farkı olmasına karşın, Adana’da henüz etnik kökene dayalı bir gettolaşma olmadığı için; zengin ve yoksul evleri birbirine yakın bir ortamda bulunduğundan toplamda yaşanan kültürel hareketlerden herkes payına düşeni (eşit olmasa da) alabilir durumdadır.

  1. C) 1981-1995: 12 Eylül 1980 yılında yaşanan askeri darbe ve beraberinde gelen baskıcı rejim, Güneydoğu ve Doğudan göçü artırmıştır. 1991 yılında yaşanan körfez savaşı sırasında kitleler halinde Güneydoğu’dan (özellikle Şanlıurfa, Diyarbakır) göç eden aileler özellikle Adana ve Mersin illerine yerleştiler. Bu dönem Adana’nın varoşlarında, kenar semtlerinde ciddi bir gettolaşmanın başladığı ve kemikleştiği dönemdir. Onlarca yeni mahalle oluştu ve koca bir mahalle tek bir il veya ilçeden göç edenlerden oluştu. Dolayısıyla mahalleler göç eden kesimin geldiği kentin ismiyle anılmaya başlandı: Mardinliler, Urfalılar, Muşlular, Siirtliler, Kozanlılar, Karaisalılar… Böylesi bir aidiyet ve korunma içgüdüsüyle oluşan bu mahallelerin kent merkeziyle kültürel bağı kesildi. Kendi içine kapanık bu mahallelerin kentin sosyal ve kültürel dokusunun dışında tutulması; yerel yöneticilerin ve politikacıların tercih ettiği bir yöntem oldu. Kent kültüründen yoksun bu yığınları oy deposu olarak gören politikacıların yaptığı tek şey; popülist yöntemlerle (ucuz ekmek, ücretsiz otobüs, kömür vs) bu insanları kentleşmenin olmazsa olmazları olan sosyo-kültürel etkinliklerin (tiyatro-sinema-müzik-spor vs.) dışında tutmak olmuştur.

1980‘ler ve 1990’ların ilk yarısında sanayinin çekimi nedeniyle kırsaldan Adana‘ya göçte artış hızlanmış ve gelen bu nüfus eski imarsız yerleşim alanlarını (örn. Dağlıoğlu, Gülbahçesi, Fevzipaşa, İsmetpaşa, Yeşilevler, Anadolu, Kiremithane, Ptt Evleri vb) alan olarak genişletirken yoğunluğunu da artırmıştır. Bu süreçte Mutlu, Solaklı ve Doğankent gibi merkeze yakın köylerin de kent ile bütünleştiği görülmektedir.

D.)1995-2019: 1990‘dan sonra Adana güneydoğudan da göç almaya başlamış ve kent çeperlerindeki imarsız yerleşim alanları verimli tarım arazileri üzerinde yayılırken yerleşim yoğunluğu da artmaya devam etmiştir. Bu süreçte Osmaniye’nin daha önce Adana’ya bağlı ilçe iken 1996 yılında il olarak ayrılması Adana İl nüfusunda azalma olarak yansımıştır. Bu dönemde il bütününde artan nüfustan gelişme gösteren ilçe merkezleri de pay almaya başlamış ve Ceyhan, İmamoğlu, Karataş, Kozan ve Pozantı gibi ilçe merkezleri de nüfus tutar duruma gelmişlerdir.

2011 yılında Suriye’de başlayan güvensiz ortam nedeniyle Ülkemizin karşı karşıya geldiği göçmen sorunundan Adana’da payını almış ve kalabalık bir Suriyeli sığınmacı nüfusunu barındırmaya başlamıştır. İlk gelen göçmen grup 16.000 iken, Türkiye Belediyeler Birliği’nin 2018 yılı verilerine göre Adana’da yerleşik kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 219.848 olup kalabalık gruplar Seyhan (99.235), Yüreğir (65.787), Sarıçam (25.223) ve Ceyhan (14.125) ilçelerinde yaşamaktadır. Resmi olmayan rakamlara göre 2019 yılında durum; …………

kişi 2014 6360 sayılı yasa ile mahalleler arası geçişler azaldı.(Köyden kente azaldı) 2020 ve ertesi Mersin Adana ve Osmaniye arası hızlı ulaşım ve iletişim huzurlu metropol olma potansiyeli arttı 2010 yılı Suriyeli göçü yaşandı ilk gelen 16.000.

1998 Ceyhan depremi de Adana ‘ya ola göçü arttırdı. 2000 ‘li yıllara doğru tersine dayalı kırsaldan göç imarsız mahallelerde yerleşimi arttırdı.2000 yılından sonra küçük oranda nitelikli beyin göçleri verildi.2000-2010 yılları arasında Adana ‘da tersine göç oldu nedeni ise sanayiler kapsamında işsizlik.